Bir kaç gündür kamuoyu İstanbul’da yaşanan nahoş olay konusunu tartışmaktadır. Sosyal medyada ‘Tatlıcı Ali’nin isyanı’ başlığı altında yer alan ve tek taraflı yayınlanan, kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesiyle gelişen olaylar başta zabıta teşkilatımız olmak üzere bizleri derinden üzmüştür.
Yıllardır Zabıtalar yaşadıkları saldırılar sebebi ile yaralanmakta ya da hayatını kaybetmektedirler. Söz konusu İstanbul Balat’da geçen olay, kamuoyunda tek taraflı ele alınmış ve haberler seyyar satıcının mağduriyeti üzerine kurgulanmıştır. Oysaki sadece devletin kendisine verdiği görevi yapmakla mükellef olan zabıtalarımızın olay esnasında can güvenliğinin tehlikeye düştüğü ne hikmetse ifade edilmemiştir. Tam tersi konu, zabıtalara karşı palayla saldıran seyyar satıcının mağduriyeti şeklinde dramatize edilmiştir.
Zabıta teşkilatı 190 yıllık bir teşkilat olup halkın huzuru ve sağlığı için kamunun çıkarlarını korumak adına halkımıza hizmet etmeye çalışmaktadır. Tatlıcı Ali olayında Zabıtanın yaklaşımı, uygulaması ve süreci yönetim biçimi uygun olmamıştır. Ancak bu olay üzerinden tüm Zabıta Teşkilatında çalışan binlerce Zabıta personelinin algıyla yıpratılmasına da karşıyız. Birkaç Zabıta çalışanının hatasının tüm teşkilata mal edilmesi kadar yanlış bir şey yoktur. Her köklü teşkilatta olduğu gibi Zabıta teşkilatında da eksiklik ve yanlış uygulamalar yapılabilir. Ancak, insan onur ve şerefini kırıcı aşağılama, hakaretlerde bulunmanın tasvip edilir bir tarafı yoktur.
Olaylara kişilerin konumları ile değil, kanun önünde bunun suç olup olmadığı yönünde bakılması gerekir ki aksi taktirde bu bakış açısı bizleri hukukun ve kamu düzenin olmadığı bir ortama götürür. Belediye Başkanları bir taraftan zabıta memurlarına seyyar satıcılarla mücadele görevini yüklerken, diğer yandan da aynı memurlarını sanki suçluymuş gibi yarı yolda bırakabileceklerdir. Kanunen yasaklanmış bir işi yapan masum seyyar satıcı kimliğindeki kişilere karşı toplum sağlığı ve güvenliğini de gözeterek görevini yapan zabıta, polis gibi kamu görevlileri hep suçlumu olacaktır
Biz şiddeti savunmuyoruz, şiddet yapanı da kollamıyoruz. 190 yıllık köklü bir geçmişi olan teşkilatın tüm mensuplarına yapılan haksız eleştiri ve hakaretleri de asla kabul etmiyoruz. Halkımız adına kamu için kanunen verilmiş olan görevleri yapan ve bu uğurda darp edilen, satırlarla doğranan, mesleği uğrunda şehit olan zabıtaların da hakkının olduğunun bilinmesi ve buna göre onlara sahip çıkılması gerektiği açıktır.
Türkiye’nin birçok bölgesinde görev yapan zabıtalarımız açısından bu ve benzeri olaylar çoğunlukla yaşanmaktadır. İstanbul’da yaşanan olayda bıçakla yüz yüze gelen memurlarımızın yarın neyle karşılaşacakları ise belli değildir. Zabıtalarımız bir yandan kamu düzenini sağlamakla görevli iken, kendilerini savunacak yetkili bir mekanizmadan yoksun oluşları hayatlarını ciddi manada tehlikeye sokmaktadır. Bu konuda devletin yanı sıra sivil toplum örgütlerine de büyük görevler düşmektedir. Bu manada sendikamız, görevi başındaki zabıtalarımızın yetkilerinin yeniden gözden geçirilmesi noktasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmenin çabası içerisindedir.
Büyük bir özveriyle 24 saat esasına göre çalışan Zabıta teşkilatında bu tür olayların bir daha yaşanmaması temenni ederi